ŞEKER GİBİ BİR DEĞERİMİZ "YİTİLMİŞ HAFIZ"

ŞEKER GİBİ BİR DEĞERİMİZ ”YİTİLMİŞ HAFIZ”

  • admin

Son zamanlarda memleketimizde yetişen evliyanın meşhurlarından. Asıl adı İsmail Benli olup Şişli Camii’nin imamlığında bulunmuş. Kendisi tatarlardanmış. Uzun boylu ve beyaz tenliymiş. Beyaz Cübbesi, beyaz şalvarı ve sarığıyla bakımlı bir şekilde gezermiş. Ara sıra siyah cübbe de giyermiş. Nevzat Köksüz Abi’nin kaynaklarında böyle geçmekte.

Mahallenin çocukları onun mahalleye giriş zamanını beklerlermiş. O zamanlar (Kırklı yıllar) Türkiye’de şekerin çok kıt olduğu zamanlarmış. O zat elini cebine sokarak onu karşılamaya gelen her çocuğa yetecek kadar yumuşak beyaz şekeri cebinden çıkarttığından “Şekerci Baba” olarak adlandırılırmış. Sabah namazından sonra uzunca bir duadan sonra cemaat sıraya girermiş. Cemaatin sayısı kadar şekeri cebinden çıkarır, teker teker cemaate verirmiş.

Gümüşlü Hakkı Hoca Gümüşhacıköy’e araba ile giderken yolda görmüş. Arabaya almak isterse de mübarek binmek istemez. Gümüşhacıköy’e varan Hakkı Hoca bir de bakar ki Yitilmiş Hafız Gümüşhacıköy’dedir. Bizim bölgede “Yitilmiş” kelimesi ermiş, evliya olmuş anlamında da kullanıldığından ve hafız olması dolayısıyla “Yitilmiş Hafız” olarak da anılmaktadır.

Bir gün mübareği bir köy düğününe davet ederler. O zaman ki köy düğünleri 3 gün sürer ve düğünlere pehlivan çağrılırmış. Böyle eğlenceler her zaman olmadığından bu eğlencelere rağbet büyükmüş. O düğüne giden mübarek düğün meydanına pehlivan seyretmek için toplanan o kalabalığa sırayla dolaşarak birer şeker hediye etmiş. Bu olayı pek inandırıcı bulmayan itikadı zayıf birisi düğün sahibine beni bu adamın yanına verin ben bunun numarasını ortaya çıkaracağım demiş.

O gece misafir oldukları odada o adam Yitilmiş Hafız’ın uyumasını beklemiş. Mübarek önce uzun bir namaz kılmış. O namaz kılarken beklemekten yorulan adam uyuklamaya başlamış. Bir uyanmış ki hala namaz kılıyor. Tekrar dalmış, tekrar uyanmış. Bu seferde onu Kur’an okurken bulmuş. Tekrar beklerken uyumuş. Neyse sabaha kadar uyumuş, uyanmış. Her seferinde Hafız’ı başka bir ibadette bulmuş. Sabah ezanı okunduğunda Yitilmiş Hafız abdest almak için dışarı çıktığında adam hemen yatağından fırlayarak hafızın elbiselerini yatağını arasa da da bir tek şeker dahi bulamamış.

Sabah namazından sonra halk gene güreşleri seyretmek için meydana toplandığında Yitilmiş Hafız meydana gelerek tekrar oradakilere sırayla şeker dağıtmış. Sıra elbiselerini arayan adama geldiğinde kulağına eğilerek: “Yeğen, aslında sen şekeri hak etmedin ama bu seferlik affettik gayri” diyerek onu da mahcup etmiş. Her Cuma günü Fevzi Baba’nın kabrinden başlayarak kabirleri dolaşır, onların ruhuna okurmuş. O zamanlar memleketimizde 3 tane hafız arkadaşlarmış mübarekler. Fenerli Camii’nin İmamı Küçük Hafız, Şişli Camii’nin İmamı Yitilmiş Hafız ve Şükrü Hafız. Dere Mahallesi’nde tek katlı bir evde yaşayan Şükrü Hafız camın önünde bulunan bir somyada son anlarını yaşamaktadır. Yer yatağında yatan kızı Meliha Hanım gece yarısı kapının açılmasıyla uyanır. Bir de bakar ki kapıdan içeriye nurdan yapılmış ışığı bir gelinlik gibi arkasından uzayarak giden erkek güzeli bir varlık içeriye girer. Onun girişini Meliha Hanım ve Şükrü Hafız’dan başkası duyamaz. Şükrü Hafız’a dönen Azrail aleyhisselam: “Hafız, senle işimiz sabah namazına kadar sürecek der” Bunu duyan Meliha Hanım korku ve heyecanından bayılır.

Sabah namazından sonra evin kapısı çalınır. Evin hanımı Gülbeyaz Hatun uykulu gözlerle kapıyı açtığında karşısında Yitilmiş Hafız’ı bulur. Hafız ağlamaktan kızarmış yaşlı gözlerle: “Hadi verin mevtayı da defnedelim der. Daha uykunun mahmurluğunu üzerinden atamamış olan ve kocasının ölümünden habersiz olan Gülbeyaz Hatun: “Ne ölüsü, sen ne diyorsun sabah sabah” diyerek Yitilmiş Hafız’a çıkışır. Hafız: “Bildiğiniz gibi değil, Şükrü Hafız’ı bu gece kaybettik. Allah rahmet eylesin. Öyle güzel bir makama erdi ki Allah inşallah bize de öyle bir makamı nasip eder” der. 70-80 yaşlarında vefat eden bu mübarek insan Merzifon Mezarlığında girişte solda yatmaktadır. Bizler şeker gibi bu değerlerimizi nesilden nesile anlatalım ve onları hatıralarımızdan çıkarmayalım.

Kaynak: Fatih Sütçü


ETİKETLER