Merzifon Ekin Pazarı

  • admin

Merzifonl’u olanlar bilir; eski ekin pazarı Merzifon için efsane bir yerdir.. Hasat zamanı sarı buğdayların etrafı taze saman kokusuna bürüyerek döküldükleri, çocukluğumuzda hemen hemen hepimizin ayçiçeği hasadını hevesle bekleyip ayçiçeklerini avuçlayıp cebimize doldurduğumuz; pazar sabahları Ali Osman Usta’nın pide fırını önünde sıramızı beklediğimiz, gençlikte ise annelerimizin peşinde o tezgah senin bu tezgah benim pazar gezdiğimiz ve pazarcılarla annelerimizin çetin fiyat pazarlıklarını dinlediğimiz yerdir.. Çocukluğunda annesiyle Eski Hamam’a, babasıyla Tuzpazarı Hamamı’na gitmemiş olanımız pek fazla yoktur..

17

Cumartesi akşamı, sabah erkenden kasap pidesi yaptırmak üzere komşumuz Kemal Bey’le sözleşmiştik. Kafamda da hiç fotoğraf yoktu açıkçası.. Bir önceki gece de çok geç yattığım için sabah kalkamam endişesi taşıdığım için annemi tembihlememe rağmen, telefonun saatini 7:15’e kurdum. Bizim oğlan, Emine Hatun’un yatağına el koyunca, İloş’ta mecburen Kuzey’e eşlik etti, anamla bize salondaki karşılıklı çekyatlar kaldı..Kendime şaşırarak, sabah 5’te uyandım. Tekrar uyumaya çalıştım. Fakat uyursam telefonu duymayacağımdan da korkuyorum bir taraftan.. Neyse uyuyamadım da zaten. Kalkıp 7: 15′ e kadar biraz oyalanayım diye çarşıya indim. Çarşıda makineyi sırtlayıp ekin pazarına daldım. Hava da çok kötü. Gri, puslu yağmur koklayıp duruyor..Gezinirken biraz fotoğraf çektim. Yasin Usta’nın çay ocağını çekerken simitleri farkettim.. Lisedeyken Adnan’la fırından sıcak sıcak aldığımız simitlerin kokusu geldi burnuma; yanına Sunko gazozu alıp bizim dükkanda simit-gazoz yapıp okula giderdik.

Ekin pazarında gezinip fotoğraf koklarken, sobacı Nami Usta’nın yanında duran çay ocağının önünde takıldım.. Kapının yanında simit kutusu ve bir esnaf çay ocağı.. Çay ocağının sahibi beni yabancı zannetti. Evrensel dille işaretler yapıyor, çayı tarif ediyor :=) Eziyet çektirmedim adamcağıza. “-Karnım aç yemekten sonra gelirim içmeye..” derken baktım çay geldi bile. Sonra tanıştık, sohbete daldık. Etrafa bakınırken Radyocu Mehmet Ali Amca’nın dükkanının bulunduğu binanın çatısını farkettim. Birden gözümün önüne Merzifon’lu hemen herkesin bildiği Ekin Pazarının fotoğrafı geldi. Merzifon yolculuklarının hepsinde aynı noktadan, yeni halin fotoğrafını çekmeyi düşünür ve unuturdum. Yasin Usta’ya Mehmet Ali Amca’yı sordum. “-Rahmetli” dedi. Verdiği cevap ikimizi de üzdü.. Hemen konuyu değiştirip çatıya nasıl çıkacağımı sordum. Yasin Usta; “-kapı açıktır” deyince hemen koşup çatıya çıktım ve yıllardır çekmek istediğim fotoğrafı çektim. Sonradan Engin Sucu, o eskiden çekilmiş ekin pazarı fotoğrafının Ara Usta’nın fotoğrafı olduğunu mesajla yazdı, ben bilmiyordum ne yalan söyleyim.. Bakalım gerçekten öyleyse; Usta’nın arşivinde de bulabilirsek; fotoğrafın orjinal bir baskısını isteyeceğim. İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü hesabı..

16

Çatıdan indikten sonra vakit geldi, gittim Kemal Bey’i aldım. Taytak Usta’ya pidenin içini ısmarladık, pişirme işini de ona havale ettik ama, fırıncısı iyi değilmiş.. Pideleri istediğim gibi pişirmemişler. Neyse bir dahaki sefere Ali Osman Usta’nın fırınına gideceğiz zaten.. Onlarla da ahbap olduk, fırında fotoğraflarını çektik. Gezinirken bir fırından keşkeğini almış adını öğrenmeyi unuttuğum bir hemşerimin de fotoğraflarını çektim. O da bizim gibi memleket ziyaretine gelmiş, Merzifon dışında yaşayanlardan…

Taytak’ın dükkanda pidenin içi tarif ederken, bizim eski çaycımız Cuma Usta girdi, kocamış biraz.. Beni tanımadı. “-Nörüyon burada?” diye ben höykürünce, biraz şaşırdı, sonra tanıdı.. Sarıldık öpüştük.. Çaya çağırdı. Sözleştik. Pideler olana kadar dolaşırken Cuma’nın çay ocağını bulduk. Çaylarımızı içerken Sobacı Hakkı Usta geldi tam karşıma oturdu. Gözgöze geldik, o da tanımadı. Aynı numarayı ona da çektim, sonra tanıdı. Sohbet muhabbet derken Kemal Bey’le Hakkı Usta’nın muhabbetlerinin ses kayıtlarını yapmadığıma pişman oldum. Tanımadığı insanlarla anında muhabbeti başlatıp sürdürmek başka bir ustalık olsa gerek. Kemal Bey’la Hakkı’nın muhabbeti yarım saat kadar sürdü. Bu arada Kemal Bey, bir taraftan Hakkı’yı idare ederken diğer taraftan çay ocağında hemen herkesle de muhabbeti koydu. Televizyon, gazete filen derken etraflıca bir fotoğraf çalışması yaptı. Ben o kadar girişken olsam herhalde arşivim dört katına çıkardı. Bravo ve pes..

12

Fırın, ekmek, simit, lahana, pazar, hamam derken pideleri almaya döndük ve sabah turu sone erdi. Bir gece önceden Kırkbadal’la – bu arada Kırkbadal’ın boyanması işini Visalettin Abi’yle (Hazinedaroğlu) yazışmıştık, Haydar Abi (Köse) sağolsun sponsor olarak boyanmasını sağlamış – başlayan eski şehir turunu bitirdik. Elbette Kırkbadal’ı dönüş yolunda bir de gündüz gözü fotoğrafladık.. Çok güzel olmuş.. Sağolasın Haydar Köse..

14

Vakıflar ve belediye birlikte bu çevrede sanırım bir restorasyon furyası başlatmışlar. Girişimi alkışlamak lazım.
Ama uygulama facia… Bedesteni, Yılanlı çeşmeyi, Arastayı, Taşhan’ı meydana çıkartmışlar ama restorasyon o kadar kötü ki, Dönertaş’tan Ekin pazarına giden yola aptal turuncu parke taşı döşemişler. O güzelim binaların çatılarına plastik oluklar ve borular döşemişler, yetmezmiş gibi oluklardan aşağıya inişler de plastik. Paşa cami’nin çatıları çam tahtasıyla yenilenmiş.. Allahtan kapılarına ilişmemiş, sadece boyamışlar.. Hiç mi aklınıza başka yöntemler gelmedi, bir restorasyon mimarına danışmayı hiç mi düşünmediniz? diye insanın aklına geliyor.Kardeşim hiç mi aklınıza çinko-kurşun oluk gelmedi? Bir restorasyon mimari bu kadar mı ahmak olur? Hadi mimar ahmak, kontrolör de mi ahmak? Kabul edilemez ama diyelim ki kontrolör de ahmak çıktı; belediyedeki mimar arkadaşımızın da mı aklına gelmedi duruma itiraz etmek? Kimse kızmasın iki günün tamamında konuyla alakalı kim varsa hepsine saydırdım, kulakları çınlamıştır.

Buradan Sayın Merzifon Belediye Başkanı, Kadir Aydınlı Bey’e seslenmiş olayım, vakıflarınkini belki bükemez ama, maaş verdiği mimarların kulağını biraz bükmeli, tarihe bu kadar saygısızlık yapmak ayıp.. Hatta ayıptan öte, tarihe büyük saygısızlık. Osmanlı’nın mirasına ve kültürüne sanırım böyle sahip çıkıyorlar :=)

15

Taşhan’ın hikayesini içeriyi gezdirirken Nejat anlatmıştı; biz de gözlerimizle gördük.. Güzelim binanın içine getirip kömürlü kalorifer kazanını yerleştirmişler. Kalorifer tesisatı plastik borularla yapılmış, yetmezmiş gibi avlunun iç duvarlarının etrafına polikarbonla saçak yapmışlar. Pes be kardeşim.. Dörtyüz yıldan fazla yaşı olan bu güzelim binaya bu kadar zarar veremeyen yağmur suyu, üç-beş ayda binayı çürütmeye başlamış.. Dış cephedeki tüm dükkanların doğramalarını Tosya doğramasıyla değiştirmişler. Kardeşim koca Merzifon’da o kadar marangoz ustası varken, neden Tosya doğraması yaparsınız orayı? Bir de üstüne doğramaları turuncu pinotex ile boyayıp verniklemişler.. Hiç değilse ceviz patine yapıp cilalayın yahu.. Onu bile düşünememişler. Sanırım yöneticilerin kravatları hep turuncu olsa gerek.. Bizim sektörde espri konusudur; müşteri patronlar, kravat-gömlek zevki ile kurumsal renklere karar verirler. Onun gibi sanırsam.. :=) Sözün özü; kaş yapalım derken, sağlam gözü kanırtarak çıkartmışlar..

13

Üzüldük tabii.. Çocukluğumuzda içinde oyunlar oynadığımız, yorgancı ustalarının, keçe ustalarının dükkanlarını camlarından seyrettiğimiz, çeşmesinden su içtiğimiz Taşhan ne hale gelmiş.. Mimarlık tarihi açısından Taşhan’ın en önemli özelliği, dışarıdan iki katlı görünüp, içeriden üç katlı olmasıdır. Bu tasarım ilk kez bu yapıda uygulanmış. Bu özelliği ile sadece 17. YY hanları içinde değil, tüm Osmanlı mimarisinde çok önemli bir değeri vardır. Kuzey cephede bulunan gusülhanesi, tuvaleti ve üçüncü katta bulunan mescidi; diğer hanlardan ayrı değerlendirilmesini sağlar. Hanın birinci kat seviyesine kadar olan duvarlar sarı kesme taş ile örülüdür. Kuzey ve güney cephelerin kenarlarındaki revakların avluya bakan yüzleri ve kemerlerin içleri taşla örülmüş ve mekanı cennetlik mimar, buralara dışa çıkıntı yapan kuş köşkleri yerleştirmiş. Hanın kuzey cephesinde revakların önüne yapılmış iki küçük de çeşme yapmış. Kapı tonozları, demir giriş kapısı, tonozlardaki kenet ve kilit taşları hala sapasağlam ve muhteşemdir. Alt katında depolar ve ahır, üst katta ise kubbeli odalar vardır. Tüm cepheleri ise çepeçevre dükkanlarla çevrilidir. Bu özelliği ile tüm zamanlarda ticari bir merkez olarak kalmış… 17. YY mimari teknikleriyle kesme taştan imal bu binanın mimarı, kanal sistemi ile binanın havalandırmasını bile düşünmüş. Yani şimdilerde kendini “mimar” zanneden ve şehirlerinizi çirkin beton binalarla dolduran mimar ve mühendislere durduğu yerde ders verecek kadar bilge bir yapıdır Taşhan..

Umut edelim hatanın farkına varsınlar..

Kalem, kelam ve selamla…
Mustafa Turgut


ETİKETLER